Makarnanın Tarihçesi - ilk Seri Üretim ve ilk Makarna Fabrikası

    • KÜLTÜREL BILGi

    Diese Seite verwendet Cookies. Durch die Nutzung unserer Seite erklären Sie sich damit einverstanden, dass wir Cookies setzen. Weitere Informationen

    • Makarnanın Tarihçesi - ilk Seri Üretim ve ilk Makarna Fabrikası



      Makarnanın Tarihçesi - ilk Seri Üretim ve ilk Makarna Fabrikası

      Makarna Hamuru Nasıl Yapılır? Makarnanın yapılışı, Makarna yapım aşamaları nelerdir? Makarna üretimi imalatı nasıl yapılır? Makarnanın Tarihi Tarihçesi nedir?

      Yaygın bir kanıya göre, makarnayı Çin'den İtalya'ya 13’üncü yüzyılda Marco Polo getirmiştir. Hatta seyahatlerini anlattığı kitabında Marco Polo "un üreten bir ağaç" ile karşılaştığını anlatmaktadır.

      İtalya merkezli bir işte çalışmanın en güzel tarafı, yemekleri muhteşem bir ülkeye sıklıkla gidebilmek olmalı. Benim için de durum pek farklı sayılmaz. İtalyan yemeklerinden bahsedince de, herkesin ilk aklına gelen yemeklerden birisi sanırım makarna. O zaman bugün gelin biraz makarna hakkında konuşalım.

      Makarna, pek çok kişi gibi benim de en sevdiğim yemeklerin arasında sayılabilir. Güzel soslu bir spagettiyi sevmeyecek birini bulmak gerçekten zor. Aynı zamanda dünyada en kolay ulaşılabilecek yemeklerin arasında. Bu uygun fiyatlı gıda, dünyanın birçok ülkesinde farklı isimler ve biçimlerde bulunabiliyor. Yunanistan’da orzo, Çin ve Japonya’da noodle, Almanya’da spaetzle, bizde ise erişte, farklı makarna türleri arasında sayılabilir. Ancak makarna dendiği zaman elbette herkesin aklına ilk olarak İtalyan mutfağı gelir. Bu yüzden de kökeninin de İtalya olduğu düşünülür. Elbette en yaygın olduğu ülke İtalya, ancak kökeni o kadar eskidir ki, tam olarak nerede başladığını bilmek neredeyse imkânsızdır.

      Makarnanın tarihini takip etmek birkaç nedenle zordur. İtalyanca ismi olan “pasta”, aynı zamanda macun ya da ezme anlamına da gelmektedir. Bu da zaten un, su ve yumurta gibi, yüzyıllardır dünyanın her yerinde kolaylıkla bulunabilen malzemelerden yapılan makarna hamuru ile ilişkilendirilebilecek bir kelimedir.

      Bu, benzer içeriklerle üretilen diğer yemeklerle makarna arasında tarihi bir fark bulmayı zorlaştırmaktadır. Bunun yanı sıra, ucuz ve kolay ulaşılabilir olması nedeniyle, uzunca bir süre “havalı” bir yemek olarak dikkatleri çekememiştir. Bu kadar sevilen bir yemek için ne kadar hazin bir hikâye…

      Makarna dediğimizde, önce bu ne demek ona bakmalıyız. Makarna kelimesi, genellikle İtalyan kökenli bir hamur işini tanımlar. Bu hamur işi, genellikle durum buğdayı, su ve yumurta ile üretilmektedir ve mayasızdır. Durum buğdayı kullanılması, İtalyan makarnaları ile diğer ülkelerin makarnaları arasındaki en önemli farktır. Durum buğdayının düşük nem ve yüksek gluten içermesi, onu makarna için çok elverişli bir buğday kılmaktadır. Durum buğdayı ile yapılan hamur açılır ve farklı şekillerde kesildikten sonra pişirilir.

      Kültürel olarak makarna İtalyan yemeği olsa da, Asya noodle’larından türemiş bir yemek olması daha yüksek ihtimaldir. Yaygın bir kanıya göre, makarnayı Çin’den İtalya’ya 13’üncü yüzyılda Marco Polo getirmiştir. Hatta seyahatlerini anlattığı kitabında Marco Polo “un üreten bir ağaç” ile karşılaştığını anlatmaktadır. Bu bitki, Çinliler tarafından buğday unu benzeri yiyecekler hazırlamak için kullanılmıştır. Polo, bu buğday benzeri yiyeceğin farklı hamur işi benzeri yiyeceklerde kullanıldığını anlatır. Bunlardan birisinin adı “lagana” olarak geçmektedir (lasagna ile benzerliği de not düşelim).

      Polo’nun kitabı orijinal haliyle bulunamadığı için büyük ölçüde anlatılara ve uzmanlara dayanmaktadır. Aynı zamanda 13’üncü yüzyılda makarnanın İtalya’nın bazı bölgelerinde zaten popülarite kazanmaya başlaması, makarnayı İtalya’ya getirenin Polo olmadığını söyleyenlerin öne sürdüğü delillerdir.

      Polo Çin’e gitmeden çok önce de, Asya’da noodle, yani erişte çeşitleri bulunmaktaydı. Arkeologlar, Asyalıların erişte türevlerini binlerce yıldan beri ürettiklerine inanmaktadır. Buna göre erişte, Asya’dan Batı’ya doğru yayılmıştır. Avrupa’ya ne zaman geldiği tam net olmasa da, konuyla ilgili çeşitli teoriler de vardır. Bunların içersinde gezgin Arapların ilkel bir tür makarnayı Batı’ya getirdiği de söylenir.

      Akdeniz Bölgesi’ne ulaştıktan sonra, makarna üretim süreci gelişmiştir, uzun raf ömrü ve yüksek gluten içerikli durum buğdayı makarna için ideal buğday olarak öne çıkmıştır. Durum buğdaylı makarna kurutulduğu zaman, neredeyse sonsuz bir süre için saklanabilmektedir; bu sayede çok kullanışlı bir gıdadır. Zaman içerisinde, ucuzluğu, raf ömrü ve çok yönlülüğü, makarnanın İtalyan kültüründe derin bir yere sahip olmasına neden olmuştur. Ilıman Akdeniz ikliminde yetişen taze sebze ve otlar sayesinde, İtalyanlar pek çok lezzetli sos yaratmayı başarmışlardır. Domates bazlı soslar, bunların günümüzde de en popülerleri arasında yer almaya devam etmektedir.

      İtalyanların “pasta” olarak andığı makarna sözcüğünün kökeni ise macaroni sözcüğüne dayanmaktadır. Bu sözcük, 18’inci yüzyılda her türlü makarna çeşidini adlandırmakta kullanılmaktadır. Hatta eski Amerika Başkanı Thomas Jefferson’ın 1780’li yıllarda Paris’te macaroni yemesi ve çok severek Amerika’ya dönerken birkaç kasa yanında taşıması, makarnanın Amerika’daki popülaritesini o dönemde oldukça yükseltmiştir. Jefferson’ın bu kasaları bitirdikten sonra da, Napoli’den makarna getirttiği söylenir.

      1800’lerin sonlarında, İtalya’dan Amerika’ya göç akını olması sonucunda makarna bir anda Amerika’da yaygınlık bulmuş ve buradan popülaritesini dünya çapına taşımıştır.

      Bugün makarna büyük çoğunlukla suda haşlanarak pişirilmektedir. Makarnanın haşlanmasıyla ilgili ilk yazılı kaynak ise Kudüs Talmudu olarak bilinmektedir. Makarna Talmud’dan önce de muhtemelen haşlanarak tüketilmekteydi, ancak bunun bir pişirme yöntemi olarak anlatıldığı ilk yazılı kaynak Talmud olmuştur.

      Ülkemizde durum buğdayı üretilebildiği için, makarna üretimi oldukça yaygındır. Aynı zamanda İtalyan üretimi kuru makarnalar da son yıllarda marketlerde bulunabilmektedir. Kurutulmuş makarnalar çoğunlukla durum buğdayı unu ve irmik kullanılarak üretilir. İrmik çok emici bir malzeme olmadığı için, İtalyanların “al dente” dediği hafifçe dişe gelen makarnaların üretimi için çok yararlı olmaktadır.

      Makarna sosları, onlarca farklı çeşitte karşımıza çıkmaktadır. Sadece zeytinyağı, sarımsak ve biraz parmesan peyniri bile, müthiş lezzetli bir sos olabilir. Domates bazlı soslar başı çekerken, bunların içerisinde sebzeler, etler ve deniz ürünleri bulunan farklı versiyonları da her yerde karşınıza çıkabilir.

      Makarna konusu gerçekten bir derya. Bu yazıya bir tarif eklemiyorum ancak önümüzdeki yazımda hem taze makarna hamuru yapmayı, hem de favori soslarımdan birini nasıl hazırlayabileceğinizi anlatacağım. Bugünkü yazıda yer alan fotoğraflarda da, son zamanlarda İtalya’da tatma imkanı bulduğum makarnaların bazıları yer alıyor.


      Makarnanın Tarihi ve Makarna İmalatı

      Bu yazıda; makarna hamuru nasıl yapılır, makarna yapım aşamaları nelerdir, makarna üretimi ve imalatı nasıl yapılır, makaranın tarihi tarihçesi nedir, ilk makarna fabrikası nerede yapılmıştır hakkında bilgiler yer almaktadır.

      Makarnanın Tarihi

      Geçmiş dönemlerden günümüze dek makarnayı bulan ve ilk yapan toplumun kimler olduğunu bulmak için çeşitli araştırmalar yapılmışsa da henüz “İLK” yapan toplum netliğe kavuşmamıştır. Bugün Roma'da bulunan Makarna Müze'sinde yer alan belgeler de makarnanın nereden geldiği hakkında tam olarak yeterli bilgi verememektedir.

      1292 yılında Marco Polo’nun Çin’i ziyareti sonrasında İtalya’ya dönüşünde beraberinde Spagetti ve yapılışı ile ilgili bilgiler getirdiği kayıtlarda yer almaktadır ancak Eski Yunan ve Roma kültüründe makarna yapımı ve tüketiminin bugünkü haline benzer şekilde olmasa da yapıldığı yine eski kayıtlarda yer almaktadır. Arkeolojik kazılara ve çıkarılan tarihi buluntulara, yazılara ve kaynaklara baktığımızda Eski Yunanlılar ve Romalılar, Çinliler ve Araplar tarafından yapılmış ve tüketilmiştir. Tarihsel kayıtlara bakıldığında Çinliler, Milattan Önceki yıllarda arpa şehriye ile makarna üretimine başladıkları bilinmektedir. Aynı şekilde M.Ö. 5. yüzyıla ait Suriye’de bulunan tarihi yazılarda da o dönemlerde Araplarında arpa şehriyeyi ürettikleri ve tükettikleri görülmektedir. Yunan ve Roma yazılarına baktığımızda M.Ö. 1. yüzyılda o dönemin gurmesi Marcus Gavius Apicius tarafından yazılmış “De re coquinaria” isimli yemek kitabında “lagana”dan (lazanya olduğu düşünülmektedir) bahsetmiştir.

      Daha sonraki tarihi kayıtlarda ise Arapların hazırlamış oldukları hamurları çubukların üzerine sararak güneşte kuruttukları ve depoladıkları görülmektedir. Aynı şekilde 10. yüzyılda Arap yarımadasında kurutulmuş hamurların ki şehriye ve makarna olduğu düşünülmektedir, ticaretinin yapıldığı da bilinmektedir.

      20. yüzyıla kadar İtalya başta olmak üzere Arap yarımadası ve Çin’de üretilmeye ve tüketilmeye devam eden makarna, üretim maliyetinin düşük ve yapımının kolay olması, farklı şekillerde hazırlanıp tatlandırılabilmesi nedeniyle zamanla daha çok sevilmeye ve tüketilmeye devam etti. Gelişen teknoloji ile birlikte makarna üretimi daha az maliyetli ve daha kaliteli olmaya başladı. İmalat sırasında, irmiğin su ile karıştırılması ile elde edilen makarna hamuru, sert olduğu için önceler ayaklarla karıştırılıyordu ancak teknolojik gelişmelerle birlikte 17. yüzyıldan itibaren makinelerle yoğrulmaya başlandı. Napoli Kralı II. Ferdinando’nun bu iş için bir mühendise talimat verdiği ve Cesare Spadaccini isimli mühendisin ilk makarna makinesini icat ettiği yine tarihi kayıtlarda yer almaktadır.

      20. yüzyılda makarna üretimini teknolojik olarak geliştiren ve en iyi kalitede makarna üreten İtalyan’lar ihracata başladı. 1913 yılında 70 bin ton üzerinde ihracat yapan İtalya o dönemin en büyük ihracat rakamlarından birine imza atmıştır. Nihayet günümüzdeki makarnaların üretimini gerçekleştiren sürekli ve tam otomatik makarna makinesi 1933 yılında Mario ve Giuseppe Braibanti isimli iki Parmalı mühendis tarafından icat edilmiştir.

      Türkiye'de İlk Makarna Fabrikası

      Ülkemizdeki ilk makarna fabrikası 1922 yılında, İzmir’de “Türk Makarna Fabrikası” adıyla Hasan Tahsin Bey tarafından kuruldu. Fabrikada yalnızca 10 kişi çalışıyordu ve “el presi” yöntemiyle günlük 850 kg üretim kapasitesine sahipti. Bu küçük fabrika ile başlayan Türkiye’nin makarna macerası bugün devasa boyutlara ulaşmıştır. Makarna yapımında kullanılan durum buğdayının ülkemizde bol miktarda yetiştiriliyor olması Türkiye’nin bu konuda hızla gelişmesine ve ilerlemesine ön ayak olmuştur.

      Türkiye Makarna Sanayicileri Derneğinin yayınlamış olduğu 2010 yılı verilerine göre;

      Dünya genelinde en çok Durum buğdayı üreten ülkeler sıralamasında A.B.D.ile birlikte 5. sırada yer almaktadır.
      Ülkemizde 2011 yılında makarna üretimi 741 bin ton olarak gerçekleşmiştir. Bu üretim rakamı ile ülkemiz en çok makarna üreten ülkeler sıralamasında da 5. sırada yer almaktadır.

      Makarna İmalatı Nasıl Yapılır?

      Makarna çeşitlerinin tamamı makarna buğdayı diye adlandırılan “Durum” buğdayından yapılır. Üretim 5 temel basamakta gerçekleşir.

      1. Temizleme ve Tavlama

      Buğday irmiğe dönüştürülmeden önce buğday tanesinin fiziksel yapısı, öğütülmeye uygun bir duruma getirilmelidir. Fabrikaya getirilen durum buğdayları fiziksel kirliliklere karşı öncelikle temizleme aşamalarından geçirilir. Temizleme aşamasından sonra buğdayın kolayca irmiğe dönüştürülmesi için tavlama işlemi uygulanır. Tavlama işleminde buğday tanesi belirli bir sıcaklıkta suyun içerisinde bekletilip yumuşatılır. Bu işlemin ardından buğdaya verilen su buğdaydan uzaklaştırılır. Tavlama işleminin amacı her bir buğday tanesinin içindeki rutubet miktarının ve dağılımının eşit olmasını sağlamaktır.

      2. Öğütme ve Eleme

      Uygun şekilde tavlanan durum buğdayı değirmenlerde öğütülerek irmik haline getirilir. Öğütme işlemi sırasında irmik haricinde ortaya çıkan kepek, irmik altı unu gibi yan ürünler eleme işlemi ile irmikten uzaklaştırılır. Öğütme ve eleme işlemi sonunda altın sarısı renginde irmik elde edilir.

      3. Yoğurma ve Şekil Verme

      Önceki aşamalarda elde edilen altın sarısı irmikler su ile karıştırılıp büyük mikserlerde düzgün bir hamur dokusu elde edilinceye kadar yoğrulur. Çeşnili makarna çeşitleri yapılacaksa çeşitli baharat ve bitkiler, zenginleştirilmiş makarna çeşitleri yapılacaksa vitaminler bu aşamada hamura eklenir. Yeterli miktarda yoğrulan ve kıvam bulan hamur şekil verilmek üzere basınçlı şekil verme makinelerinden geçirilerek istenilen şekillerde makarna elde edilir.

      4. Kurutma ve Dinlendirme

      Yoğurma ve şekil verme aşamalarından çıkan yaş hamurlar, şekillerinin bozulmaması için kurutmaya alınır. Kurutma işlemi ön ve son kurutma olarak iki kademeli uygulanır. Ön kurutma işleminde makarna tanelerinin dış yüzeyinin kurutulması amaçlanır. Mikroorganizma oluşumunu engelleyen bu kurutma basamağı aynı zamanda taneye parlaklık kazandıran bir işlemdir. Ön kurutmada tanenin tamamı kurutulmaz. İç kısmında bir miktar nem bırakılır çünkü dinlendirme basamağında tanelerin içinde var olan nemin, tane içinde homojen olarak dağılması istenmektedir. Ön kurutma ve dinlendirme basamaklarından sonra makarna taneleri son kurutma işlemi ile tüketime hazır hale getirilir.

      5. Soğutma ve Ambalajlama

      Son kurutma işlemi de tamamlanan tanelere soğutma işlemi uygulanır. Soğutulan makarna taneleri daha sonra istenilen gramajlarda ambalajlanırlar.

      Türkiye'yi makarna ile tanıştıran marka

      İzmir’de küçük bir ötelyede doğan markanın neredeyse yüzyıllık öyküsü.

      “PİYALE ADI... AĞIZ TADI”

      Türkiye’nin ilk makarna fabrikası, Hasan Tahsin Bey tarafından “Türk Makarna Fabrikası” adıyla 1922’de İzmir’de kuruldu. Küçük bir üretim tesisi olan ve 660 okka (846 kg.) günlük üretim kapasitesine sahip Türk Makarna Fabrikası’nda sadece 10 kişi çalışıyordu. El presleriyle üretim yapılmasına rağmen, Türk Makarna Fabrikası’nın ürünleri 1923 yılında İzmir İktisat Kongresi ve 9 Eylül İzmir Sergisi’nde Hasan Tahsin Bey'e altın ödül getirmişti.

      Teknolojiyi yakından takip eden Hasan Tahsin Bey, ilerleyen yıllarda İtalya'dan makarna kalıpları getirerek ürün çeşitlerini arttırdı ve 1930 yılında İzmir Alsancak'ta 2.000 okka (2.564 kg.) günlük kapasiteli yeni bir fabrika kurarak üretime burada devam etti.

      Soyadı Kanunu’nun 1934’de kabul edilmesinin ardından Hasan Tahsin Bey, 1936’da büyük babasının ilk adını kendisine soyadı olarak seçti ve Türkiye’nin ilk makarnasının markası Piyale oldu.

      Piyale markasının bugünlere kadar gelmesini sağlayan fabrika ise İzmir Bayraklı’da 1955 yılında kuruldu. Piyale bu yeni fabrikada üretime “Maktaş Makarnacılık ve Ticaret Anonim Şirketi” adı ile devam etti.

      Türkiye'yi makarna ile tanıştıran marka olarak bilinen Piyale, 2001 krizinde büyük darbe aldı ve şirket 2002’de Sabancı Holding bünyesindeki GıdaSA Grubu tarafından satın alındı.

      Sabancı Grubu 2007’de GıdaSa’yı, BİM ve Bahariye Mensucat’ın sahibi Mustafa Latif Topbaş’a sattı. Adı Marsan Gıda olarak değişen şirket üç yıl sonra da 2010’da Yıldız Holding (Ülker) tarafından satın alındı.

      ULTRA MODERN BİR FABRİKA


      Bayraklı’da kurulan fabrikada en son teknoloji ile üretimin el değmeden yapıldığını anlatan 1956 tarihli ilanlarda reklam ajansı olarak Grafika’nın imzası yer alıyor.

      Piyale Makarna Fabrikası, Türkiye'nin ilk makarna fabrikasıdır. İzmir'in simge sanayi tesislerinden birisidir. Türkiye'nin ilk makarna ihracatını gerçekleştirmiştir.

      Piyale Şirketi, 1922'de İzmir'de Hasan Tahsin Piyale tarafından "Türk Makarna Fabrikası" adıyla kurulmuştu. 10 işçinin çalıştığı fabrikada günlük kapasite 660 okka idi. Bu tesislerde Türkiye'nin ilk makarnası el presleri üretilmekte idi. 1923 yılında İzmir İktisat Kongresi ve 9 Eylül İzmir Sergisi’nde Türk Makarna Fabrikası’nın ürettiği ürünler Hasan Tahsin Bey'e altın ödül getirdi. Bir süre sonra İtalya'dan ilk makarna kalıplarını getiren Hasan Tahsin Bey, makarna çeşitlerini arttırdı; 1930 yılında Alsancak'ta günlük kapasitesi 2000 okka olan yeni bir fabrika yaptırıp bu ilk makarna kalıpları ile üretime geçti. 1936 yılında Hasan Tahsin Bey büyük babasının ilk adını kendisine soyadı olarak seçince makarna markası Piyale oldu.

      Küçük bir imalathanede üretime başlayan şirket, 1955 yılında Bayraklı'da inşa edilen; Hasan Tahsin Piyale ile birlikte Nimet Baraz, Mustafa, Gago Adil Aktoluğ, Burhan Maner ve Yılmaz Adıgüzel'in kurup yönettiği fabrikada "Maktaş Makarnacılık ve Ticaret Anonim Şirketi" adıyla üretimini sürdürdü. Bu yeni fabrika 1945'te II. Dünya Savaşı'ndan sonra değirmen ve fabrika kurma koşulu ile Sanayi ve Kalkınma Bankası'ndan alınan kredi sayesinde kurulmuştu. 1970'ten itibaren makarna dışında ürünler de üretmeye başladı. 2001 yılındaki ekonomik krizde büyük darbe alan şirket, el değiştirdi ve "Gıdasa" adıyla Sabancı grubuna geçti. Fabrikanın yer aldığı bölge turistik alan kapsamına alınması nedeniyle fabrika 2007 yılında kapatıldı, üretim Hendek, Sakarya'daki tesislere taşındı; fabrikanın yerine alışveriş merkezi veya turizm tesisi yapılması söz konusudur.

      Barilla

      Barilla, makarnanın anavatanı İtalya’nın Parma kentinde, 1877 yılında Pietro Barilla’nın kurduğu küçük bir ekmek ve makarna dükkânı ile faaliyetlerine başladı. Bu kuruluş hikâyesi, yıllar içinde Barilla’nın kimliği haline gelen ve gıda sektöründe ikonik markalar geliştirmesini sağlayan kalite ve tutku yolculuğunun başlangıcını oluşturdu.

      Üretim çalışmalarını kurucusu Pietro Barilla’nın “Çocuklarınıza yedirmeyeceğiniz hiçbir şeyi üretmeyeceksiniz” prensibi ile gerçekleştiren Barilla, bugün Türkiye dahil, dünya genelinde 28 üretim tesisinde üretim faaliyetlerini sürdürüyor. Dünyada 100’den fazla ülkeye ihracat gerçekleştiren Barilla, her 1 saniyede 120 ürününü tüketicisiyle buluşturuyor.

      Dünyanın en saygın gıda şirketlerinden biri olan Barilla, faaliyetlerini “Sizin için iyi, Gezegen için iyi” misyonu ekseninde sürdürüyor. “Sizin için iyi”, durmaksızın ürünleri iyileştirmeyi, insanları sağlıklı yaşam tarzlarını benimsemeleri için motive etmeyi, gıdaya erişimi ve toplumsal kapsayıcılığı geliştirmeyi ifade ederken, “Gezegen için iyi” ise sürdürülebilir tedarik zincirleri oluşturmak, üretim kaynaklı CO2 salınımını ve su kullanımını azaltmak anlamına geliyor.

      Barilla Gıda hakkında:

      Barilla, Türkiye pazarına 1994 yılında Doğuş Grubu’nun bünyesinde bulunan Filiz Makarna’ya ortak olarak girdi. 2004 yılında Doğuş Grubu’ndan tüm şirket payını satın almasının ardından Barilla, Bolu’daki üretim tesisinde hem kapasite artırıcı hem de teknoloji geliştirici yatırımlar yaptı. Halen bünyesindeki 400’ün üzerindeki çalışanlarıyla Bolu’da en modern teknolojiyle üretim yapan makarna fabrikası ve yaygın dağıtım ağı ile ülkemizin lider gıda firmaları arasında yer alıyor.

      Barilla Türkiye’de; Barilla, Filiz, Wasa,

      Barilla Tarihçe

      1877 yılında, Vittorio Emanuele Caddesi’nde, Pietro Barilla (1845-1912) yerel fırıncı Isidoro Cobianchi’nin evinin bir bölümünde küçük bir fırına bitişik bir dükkân açtı. Pietro Barilla, uzun yıllar büyükbabası Vincenzo Lanati’nin fırınında çalışarak ekmek ve makarna sanatının inceliklerini öğrenmişti.

      1910 yılında, Pietro Barilla’nın iki oğlu Gualtiero ve Riccardo, şirketin yönetimini devraldı. Şirket onların yönetiminde endüstriyel üretime yönlendi. 1910 yılında “şehir duvarlarının dışında”, 80 çalışan ve günlük 80 ton makarna üretim kapasitesiyle gerçek anlamda ekmek ve makarna üretimine başladılar.

      Viale Veneto yakınlarındaki ilk Barilla makarna fabrikası 1910 yılında açıldı. Fırında Alman Werner&Pfleiderer’in ürettiği bir fırın yer alıyordu. Fırın, durmaksızın çalışarak günde 20 kental ekmek üretimine olanak sağlıyordu.

      Pietro (1913-1993) ve Gianni Barilla (1917-2004) şirket yönetimini 1947 yılında, Riccardo’nun ölümünün ardından devraldılar. Modern bir gelişimi amaçlayan iki kardeş sorumlulukları aralarında paylaştılar. Gianni; fabrika, yönetim ve tedarikten sorumluyken Pietro da pazarlama, satış, reklam ve halkla ilişkileri üstlendi.

      8 Ocak 1950, Barilla ve İtalyan gıda kültürü için bir dönüm noktası oldu. Pietro Barilla, yeni paketleme teknolojileri, reklam ve geniş ölçekli dağıtım gibi konularda yeni gelişmeleri görmek için ABD’ye gitti. ABD o dönemde savaşın vurmadığı tek batı pazarıydı. Bu “büyük pazar" İtalya’daki herkes için bir ilham kaynağı olacaktı. Pietro Barilla, ABD’de İtalyan pazarını en çok etkileyen sorunlar olan ürün kalitesi, paketleme ve reklam gibi sorulara yanıtlar bulacaktı.

      1952 yılının sonunda Pietro Barilla ekmek fırınının kapatılmasına karar verdi. Ulusal düzeyde bu sektörde rekabet edebilmek için ülkenin pek çok yerine konuşlanmış büyük üretim tesislerine ihtiyaç vardı ve şirketin bu yatırımı yapacak kaynağı yoktu. Pietro Barilla, makarna işine odaklanmaya karar verdi. Ekmek pazarının büyük bir kısmını elinde tutan Barilla’nın ekmek işinden çıkmasıyla yerel fırınlar Barilla’nın pazar payını bölüşürken, Barilla’nın tüm işçilerini de kendi fırınlarında istihdam ettiler.

      İkinci Dünya Savaşı’nın ardından, Pietro ve Gianni Barilla’nın cesur adımlarıyla eski fabrika yıkıldı ve ünlü İtalyan mimar Gian Luigi Giordani’nin tasarımıyla yeni bir fabrika inşa edildi. Sekiz yıl sonra da fabrikanın güney kanadı Giordani tarafından tamamen yenilendi.

      1965 yılında Parma Rubbiano’daki yeni fabrikanın açılmasıyla birlikte ürün çeşitlendirmesi de başlamış oldu. Kızartılmış ekmek ve grisini ile Barilla bir kez daha ekmek işine geri dönmüş oldu.

      1968 yılında pazar dinamikleri şirketin Pedrignano’da yeni bir fabrikanın inşaatına başlamasına neden oldu. Hedef dünyanın en modern makarna fabrikasını inşa etmekti. Fabrika 1,5 milyon metrekare alan üzerine kuruldu. Bu muazzam büyüklük Pietro Barilla’nın cesaretinin bilge bir yatırıma dönüşmei anlamını taşıyordu. Fabrika ve üretim süreçleri 120 metrelik dünyanın en uzun üretim bandıyla birlikte şirketin sürekli büyüme ve gelişme hedeflerine yöneleceğinin de bir ifadesiydi.

      1970 yılının sonlarında sürdürülen ve birkaç ay süren görüşmelerin sonunda Barilla kardeşler aile işinin hisselerinin büyük çoğunluğunu Amerikalı çok uluslu Grace firmasına satmaya karar verdiler. 1971 yılının Nisan ayında Barilla bir Amerikan firması oldu. Bu haber İtalyan basınında manşetlere taşındı. Kimya sektörüne odaklanmış olan Grace bu yatırımla Avrupa’da gıda işine girmiş oldu.

      Napoli’de Torre Annunziata’da kurulu olan Voiello finansal bir krize girmişti. Bu tarihi markanın itibarı stratejik önem taşıyan Güney İtalya’da da kuvvetlenmek anlamını taşıyordu. Yatırım aynı zamanda orta sınıf bir marka olan Barilla’nın Voiello ile yüksek kaliteli ürünlerin yer aldığı bir pazara da adım atmasını sağladı

      1974 yılında tüm üretim zincirini kontrol altına tutmayı amaçlayan Barilla, Bari’de yer alan ve İtalya’nın en büyük değirmeni olan Altamura’nın %80’ini satın aldı (geriye kalan %20 1981 yılında satın alındı). Altamura günlük 3 bin 500 kintel öğütme kapasitesine sahipti

      Barilla, 1975 yılında Mulino Bianco markasıyla birlikte ürün gamını genişletti. Mulino Bianco, fırında pişirilmiş ürünleriyle o dönemde yeni yeni filizlenmeye başlayan sağlıklı ve doğal beslenme ile geleneksel beslenme alışkanlıklarını birleştiren bir marka oldu.

      1979 yılında Pietro Barilla sekiz yıllık bir rüyayı gerçeğe çevirdi ve aile şirketini Grace’den satın aldı. Bu satın alma şirketin imajına büyük bir etki yaptı.

      1987 yılının Eylül ayında Pietro Barilla Bologna Üniversitesi tarafından “Honoris Causa” unvanı ile onurlandırıldı. 1987 yılı aynı zamanda Barilla’nın Parma Üniversitesi’ne yeni mühendislik fakültesinin inşaatı için büyük miktarda bir bağış yaptığı yıl oldu.

      Barilla’nın İtalya sınırları dışına açılmasının yoğunlaştığı bu dönemde, 1991 yıolında Yunanistan’ın en önemli makarna üreticilerinden olan Misko satın alındı ve aynı yıl Barilla Almanya faaliyete geçti.

      1993 yılının Ocak ayında yıllarca süren satın almaların ardından Pavesi’nin kalan %41 hissesi de satın alınarak şirketin tamamı Barilla’ya geçti.

      16 Eylül 1993’te Pietro Barilla arkasında aileye ve şirkete çok güçlü bir mesaj bırakarak beklenmedik biçimde hayatını kaybetti: “İlerleyin, cesaretle ilerleyin”. Pietro Barilla, yarım yüzyılı aşan bir süreçte ürün kalitesi ve teknolojik inovasyon alanındaki çabaları, insan gücüne saygısı, her türlü rekabette iyimserlik ve iradesini koruması ve her şeyden önemlisi kişiliğiyle şirketin ruhu olmayı başarmış ve şirketin gelişimi için yol haritasını çizmişti. Oğulları Guido, Luca ve Paolo şirketin yönetimine geçtiler ve şirketin uluslararası bir güç olması stratejisini odağa aldılar.

      En baştan beri pek çok ürünün Mulino Bianco markası altında üretilmesi planlanıyordu. Markanın lansmanından bir buçuk yıl sonra Barilla markası ile satılan ekmek dilimleri ve kızarmış ekmekler Mulino Bianoco markasıyla satılmaya başlandı. 1977 yılında atıştırmalıklar ve dilimlenmiş ekmekler ürün gamına katıldı. 1983 yılında “parti tatlıları” olarak adlandırılan ve artizan pastane kalitesini yakalayan küçük bisküviler piyasaya sürüldü. 1985 yılında kraker, 1986 yılında da “Torte del Mulino Bianco” satışa sunuldu. Ardında “Pandolci”, “Pani morbidi”, “Granetti” ve “Pangri” ürün ailesine katıldı.

      Barilla, 1994 yılında Türkiye pazarına Doğuş Grubu’nun bünyesinde bulunan Filiz Makarna’ya ortak olarak girdi. 2004 yılında Doğuş grubunun tüm payı Barilla tarafından satın alındı. 2004 senesinden bu yana Barilla, Bolu’daki üretim tesisinde hem kapasite artırıcı hem de teknoloji geliştirici yatırımlar yaptı. Bugün Barilla Gıda, bünyesindeki 422 çalışanı, Bolu’da en modern teknoloji ile üretim yapan makarna fabrikası ve yaygın dağıtım ağı ile ülkemizin lider gıda firmalarındandır.

      16 Haziran 1999’da uydu üzerinden yayınlanan bir törenle ikiz fabrikalardan Ames, Guido Barilla ve Foggia da Paolo Barilla’nın katılımıyla hizmete girdi.

      Mart ayında Barilla Alman gıda grubu Kamps Ag’yi satın aldı. Yapılan görüşmelerin ardından Barilla 19 Temmuz’da şirketin tamamına sahip oldu.

      İtalyan yerel gastronomi kültürü ve mirasının korunması, geliştirilmesi ve tanıtılması amacıyla Academia Barilla kuruldu.

      İtalyan beslenme kültürünü İtalya sınırları dışına taşımak amacıyla Barilla aile yaşamına yönelik bir ürün grubunun üretimine geçti. Küçük çocukların beklentilerine uygun olarak küçük boyutlu makarnalar ile tüm ailenin İtalyan mutfak kültürünü yaşamasına olanak vermek amacıyla Piccolini yaratıldı. Fransa ve Almanya’daki başarının ardından Piccolini 2004 yılında İtalya’da da piyasaya sürüldü.

      Barilla Gıda ve Beslenme Merkezi (BCFN), temel gıda ve beslenme konularını incelemek ve bu sorunlara çözümler üretmek amacıyla kuruldu. Toplumsal tartışmalar, bilimsel yayınlar ve kurumlarla iletişim; yıllardır şirket tarafından teşvik edilen bu bilgi ve enformasyon çabasının önemli etkinlikleri oldu.

      internet Sayfalarindan ALINTI